
Merhaba Knight Errant, öncelikle bizi kırmadığınız ve sorularımızı cevapladığınız için size teşekkür ederiz. Öncelikle dostlarımız için, kısaca grubunuzdan ve hikayenizden bizlere bahseder misiniz?
Murat ARSLANOĞLU: Merhaba herkese selamlar, saygılar. Bu güzel buluşma için biz teşekkür ederiz. Hikayeden bahsetmek… Bu kısaca nasıl yapılır bilmiyorum zira 27 yıldan bahsediyoruz. 🙂 Belki bazı km. taşlarından bahsetmek lazım: 25 Haziran 1993 tarihinde kuruluş, 1996’da ilk kayıt kadrosunun oluşumu, konserler konserler, 1999 ilk debüt albüm (KE), konserler konserler, Wacken Open Air (Almanya) 2001’e alınan davet ve festivalin açılışını yapma onuru, 2003 2. kayıt kadrosu ve 2005 aralık 2. albüm (Divan), konserler konserler, 2007 Headbangers Open Air (Almanya), 2008- 3. kayıt kadrosu, stüdyolarda geçen yıllar ve arada nadir minik konserler ve nihayet 2020 Ruhların Büyük Göçü/The Grand Migration of Souls… Arada kadroya ve ekibe gelip katkı verip geçen bir sürü insan ve destekleyen müthiş KE dostları 😉

Ben gerçekten sizi 1999 yılından beri büyük bir zevkle takip ediyorum ve fanınızım diyebilirim. KE tarihine baktığımızda her albümün arasında uzun bir zaman zarfı söz konusu ve sizi çok özlüyoruz. Bu bir tercih mi?
Murat: Çok teşekkürler böyle düşünmen harika! Açıkçası ben de bir kenara çekilip yeni bir KE albümünü veya o şarkıları konserde çalıyor olmayı özlüyorum. Bu bir tercih değil elbette ama böyle oluyor. Son 2 albümde yapımı ve tüm prodüksiyonu üstlenmek, müzik dışında zaman alan birçok konuyu da üzerimize yıktı. Ayrıca siz son kaydı dinleseniz de biz albümü bir veya birden çok kez kaydeder denemeler yaparak çalışırız ve bu yöntemi baştan beri de bırakmadık ki bu da hayli zaman demek. Sanırım daha iyisi elimizden de gelmiyor diye düşünüyorum.
Bu bir yana; KE tam demokrasi ile çalışmaya özen gösteriyor ve bu her konuda böyle. Yani müzik üretirken, kayıt ortamlarında da böyle. Dolayısıyla bir sürü görüşün bir potada erimesi zaman kaybına yol açsa da çok daha değerli şeyleri kazandırıyor ve sonuca da pozitif yansımaları oluyor diye düşünüyorum. Kişisel olarak şuna inanırım ki her şey olması gereken zamanda oluyor aslında. Bu arada sana insanların bazen tembel olabildiğinden de bahsetmiş miydim ?? 🙂 🙂 🙂
Ali ULUPINAR: Bu bir tercih değil elbette. Fazlaca iç ve dış etkenlere bağlı bir konu bu ve bunların çoğu kontrolümüz dışında oluyor ne yazık ki. Hepimiz günlük hayat, iş güç vb. yanı sıra bu grubu yürütmeye çalışıyoruz, arada beklenmedik olaylar da oluyor; şehir değiştirme, grupta kadro değişmesi, yeni kadronun adapte olabilmesi gibi, dolayısı ile sıkı bir takvim uygulamak zor. Müzik dünyasının maddi karşılığını alamıyoruz ne yazık ki, bu da zamanla hepimizi yoruyor ve kopmalara yol açıyor. Bir taraftan da biz kendi içimize sinmeyen hiçbir şeyi yayınlamıyoruz. Albümlere koymadığımız şarkılar da var. Bir şarkı albüme girene kadar defalarca çeşitli filtrelerden geçiyor, bu da zaman alan bir konu.
Ve dünyanın pandemi günlerinden geçtiği böylesine zor günlerde, bizlere büyük bir sürpriz yapıp, uzun yıllardır heyecanla beklediğimiz üçüncü albümünüz “Ruhların Büyük Göçü/The Grand Migration Of Souls”u tam olarak kuruluş tarihinizin yıl dönümünde dijital platformlarda yayınladınız. Öncelikle ben albüme bayıldım, yine harika bir çalışmaya imza atmışsınız. Bizlere biraz bu albümün sürecinden ve içeriğinden bahseder misiniz?
Murat: Beğenmene çok sevindim, teşekkürler öncelikle… 2008’de bu albüm kadrosu bir arada çalışmaya başladı. Araya Barbaros ve Ali’nin askerliği, Ilgın’ın bir süre ayrı kaldığı dönem girdi. Ama konforlu bir üretim süreci oldu diyebilirim. Bazı şarkıların hikayeleri geçmişten gelse de rahat rahat beste yaptık, demolar kaydettik. Ses mühendisliğini Barbaros’un üstlenmesi de başta bir konfor alanı yaratsa da onun üzerindeki iş yükünü arttırdı ve bu başa çıkması kolay bir durum değil inan bana. Ortaya çıkan şarkılar da hiçbir kaygı güdülmedi yine, içimizden geldiği gibi çalındı söylendi. Türkçe ve İngilizce parçalardan oluşuyor ki enstrümantal öge Gilgamesh’i de unutmamak lazım. Genel olarak albüm hem geçmişe hem de geleceğe göz kırpıyor bana göre. İlk albüm daha enerjikti bilirsin, ama Divan ve bu son albüm daha müzikal ve sofistike albümler olarak görülüyorlar ki amacımız da bu idi. Özellikle RBG kayıt teknik ve teknolojileri bakımından daha şanslı bir albüm diyebilirim.
Ali: Biz yine her zamanki gibi içimizden geleni çaldık söyledik. Çok tasarlanmış içerikler yok albümde ama bittiğinde ve dinlediğimde bir bütünlük görebiliyorum bu da beni memnun ediyor. Bir de kendi açımdan bu albümde akustik gitarları güzel hallettik galiba diyorum.
Albümün kapak tasarımı da gerçekten çok güzel olmuş, bizlere biraz hikayesinden bahseder misiniz?
Murat: Albüm kapağı Türkiye’nin önemli 3D animasyon sanatçılarından Özlem Arslanoğlu Sağol tarafından tamamen kendi fikirleri ve yaklaşımı ile tasarlandı. Kendisinin yeğenim olması ayrıca bana gurur veriyor çünkü sen de beğenmişsin ve herkes de çok beğendi. Tabi KE hikayesini iyi bilmesi, bu albümün şarkılarını çok önceden dinlemeye başlamış olması, bunun yanında albümün hikayesine vakıf olması sanatçılığıyla birleşti ve bu çıktı. Oradaki 3 el albümleri temsil ediyor ve o yolculuğu veya göç dediğimiz dönüşümü muhteşem bir tema ile ortaya koyuyor. Renkler bile büyük bir özenle şarkı hikayeleri göz önüne alınarak seçilmiştir. Bu kapağı ondan sonra gören ilk kişi olsam da hala açıp açıp bakarım. Kendisine şükranlar ve sevgiler gönderiyoruz. Her kapağımızda büyük bir sanatçının imzası olmasından ayrıca çok mutluyuz.

Ruhların Büyük Göçü/The Grand Migration Of Souls yapımdan prodüktörlüğüne hatta ses mühendisliğine kadar bütün detaylarıyla sizin üstlendiğiniz bir çalışma, peki sonuçlara bakınca sizin açınızdan nasıl değerlendiriyorsunuz albümünüzü?
Ilgın AYIK: Detaylı çalıştığımız bir albüm oldu kesinlikle, bana göre tek kusuru kısa bir albüm olması.
Murat: Valla kısa olması belki de başka bir cazibe katıyor bende de. Yine de dinleyenlerin fikri daha önemli sanki bu uzunluk konusunda. Herkesin tekli yayınlama yarışına girdiği bu dönemde ben özellikle mutluyum mesela. Geri dönüşleri soruyorsan, dinleyenlerden tutun müzisyen dostlara, bu işin ülkemizdeki duayenlerine kadar çok çok olumlu… Ilgın’ın da dediği gibi çoook detaylı çalışıldı. Hatta mix sürecindeki detaycılık başımı döndürdü diyebilirim. Barbaros çok iyi iş çıkardı sağ olsun bıraksak daha da detaya girilirdi ama bir yerde bırakıp sunmalıydık artık. Ve dediğin gibi dünyanın sıkıntılı olduğu bir dönemden daha iyi bir zaman olamazdı diye düşünüyorum. Bu yönüyle de çok anlamlı. Bu yönde çok dönüş oldu: Covid-19 aşısı olarak yazanlar bile oldu sağ olsunlar. Çok zor zamanlar ve çok önemli insanları kaybettik maalesef… Onların anısına hediye etmiş olalım bu albümü 🙁
Ali: İnsanın kendi yaptığı işi değerlendirmesi çok zor, objektif bakamıyorsunuz çünkü. Kapağı çok beğendim ben, bir de heavy metal dinlemeyenlerden aldığımız olumlu geri dönüşlerden çok mutlu oluyorum, onları da yakalayabilmek çok güzel.
Müziğinizde kendinize ait bir tarza sahip olduğunuzu düşünüyorum. Keman ile Heavy Metal’in muazzam uyumunu ilk sizinle keşfettiğimi söyleyebilirim. Bu anlamda daha çok Extreme Metal fanı olsam da sizin yeriniz 1999 yılından beri bende hep ayrıdır. Bu muhteşem kimyanın en büyük ilham ve ruhu nasıl ortaya çıktı ve elbette kimlerden etkilendiniz?
Ilgın: Soner’in Avrupa halk müziklerine karşı büyük bir ilgisi vardı, çıkış kaynağı buydu bana göre. Ben de dinlediğim çeşitli şarkıların gitar sololarını ve çeşitli ülkelerin halk müziklerini kemanla çalmaya çalışırdım gruba girmeden önce. O zaman da dünyada keman kullanan folk metal grupları vardı, onların varlığı bu işin yapılabileceğinin referansıydı tabii ama ben KE’ nin kendi müzik dili içinde kendime özgü bir tarz oturtmaya çalıştım, çok farklı müzik türleri dinleyerek hepsinden öğrendiğim değişik detayları kendimce uygulamaya çalıştım.
Murat: Elbette ilk albümde Soner Canözer ve özellikle Erman Ulus’un da Avrupa folk ezgilerini müziğin içine sokma çabaları büyük katkı verdi. Kemanın katılımı tamamıyla Soner’in düşüncesi idi doğru ama Ilgın’ın şahsi katkıları olmasa nasıl olurdu bilemiyorum. Zira Soner’in sonrasında yaptığı işleri düşündüğümüzde daha senfonik ve farklı bir çizgide olduğunu görebilirsiniz. O mütevazılık yapıyor ama ben hakkını teslim edeyim ki Ilgın geldikten sonra fantastik bir hal aldı ortam. Ama Divan ve Ruhların Büyük Göçü albümlerinde bu kimya dünyadaki benzerlerine göre daha özgün bir hale geldi diye düşünüyorum.
Bu bir ekip işi elbette ve katkı veren her isim bu kimyayı yarattı. Kimlerden etkilendik? En çok birbirimizden tabii… Şahsen beni Uluer Emre’nin müziğe entelektüel bakışı, Erman’ın serseri ruhu, Emre Demirbaş’ın basitlikte bulduğu yaratıcılık, Sevan Amiroğlu’nun muazzam müzikal perspektifi, Bahadır Çakır’ın müthiş gitaristliği, Soner’in kararlılığı, Ali Ulupınar’ın adanmışlığı, Barbaros Bensoy’un yenilikçiliği, Hamid Nejatemin’in müzikal sportifliği ve sound yoğun yaklaşımı, İlker’in heyecanı, Ilgın Ayık’ın üstün müzik bilgisi ve star ışığı, Ali Atay’ın sınır tanımazlığı, Gizem Berger’in enerjisi çok etkiledi. Başka da çok şeyden etkilendik ama kendi müziğimizi yapmaya çalıştık hep. Dürüst olmak gerekirse ilk albümdeki dış etkiler çok daha net gibi ama Divan ve RBG? Bilemiyorum, bana göre çok farklı ve özgün albümler diye düşünüyorum. Göç eden ruhların öyküleri işte hepsi. 🙂
Ali: Biz genellikle melodi arıyoruz, bu da ister istemez kendi kimyasını yaratıyor. Grup içerisinde herkesin parçalara kattığı detaylar var, bu anlamda her parça tam bir ekip çalışması diyebilirim. Bu kimyayı da bol bol deneme yanılma, prova, birbirimizi müzikal anlamda tanıma ve birbirimizin kuvvetli yönlerini ortaya çıkarma ile yakalıyoruz.

Bir önceki baş yapıtınız Divan muhteşem bir konsepte sahipti, bu albümde de sanırım böyle bir durum söz konusu, bu albümün ana teması nedir?
Murat: Esasen Divan’da her şeyi ile çok net bir konsept var: Goethe’nin Doğu-Batı Divanı. Ancak bu son albümde bir konsept hedeflememiştik. Bu kez önce albüm kaygısızca bitti sonra bir düzleme oturdu. Çok farklı konulara değinen bir albüm aslında. Tek tek anlamlarına girmek istemiyorum çünkü dinleyicilerin hayal dünyalarına müdahale etmek gibi geliyor bana bu… Sadece Toprak’ın Hrant Dink anısına ve ülkemizde her türlü faşizme maruz kalan ruhlar için yazıldığını söyleyebilirim. Fakat büyük resme bakıldığında hikayeleri çok öncelere giden hatta Divan zamanı var olup o albüme koymadığımız şarkıların olduğunu söylemeliyim. Kadrosu dinamik bir grubuz (yani sık değişen) 🙂 Bu bakımdan albümdeki şarkılarda birçok müzisyenin katkısı olduğunu fark ettiğimizde Ruhların Büyük Göçü zemini ortaya çıkmıştı zaten.
Bir fanınız olarak ben görüşümü zaten birçok platformda dile getirdim, albümünüzün hastasıyım, genel olarak dinleyicilerinizden aldığınız yorum ve eleştiriler ne yönde?
Ilgın: Yorumlar gerçekten çok güzel sevindirici, albüm kesinlikle sevildi, tek eleştiri kemanın az olduğu yönünde, eskiden de çok olduğu yönündeydi. 🙂
Murat: 15 yıl gibi bir zamandan sonra bu kadar ilgi gördüyse iyi bir iş yapmışız diye düşündürüyor bana da.
Ali: Geri dönüşler beklentimin üzerinde güzel, özlemişler bizi galiba…
Siz yıllar evvel Wacken’da sahne almıştınız ve bu gerçekten Türk Rock tarihi için de önemli bir durumdu. Wacken’de sahne almak nasıl bir duyguydu ve o gün aldığınız tepkiler ve elbette o anlara döndüğünüzde hissettikleriniz neler?
Ilgın: Wacken deneyimi çok güzeldi. Orada çok güzel geri dönüşler aldık, seyirci çok büyük ilgi gösterdi, albümlerin hepsi bir saat içinde satıldı, heyecan vericiydi tabii ki.
Bu işin gerçekten büyük bir sektör olduğunu, grubun da bu oluşumun içinde bir yeri olduğunu orada idrak ettim ilk kez ve inancım büyük ölçüde arttı bu isin devamına dair. Buraya dönünce herkes kendi işlerine odaklandı ve devamını getiremedik ne yazık ki. Bu işi yapabilmek için öncelikle bu işi ilk sıraya almak gerekiyor, en önemli mesele bu.
Murat: Tek kelime ile gurur! Sanırım bir Türk rock müzisyeninin ulaşabileceği en üst nokta… Bir de birçok grubun üste paralar ödeyerek çıkmak istediği en büyük sahnede (Mega Stage-1) açılış için davet almanın değer paha biçilmez. (PS: Bu tarz festivallerde ‘bis’ olmaz seyirci bunu bilir çünkü saat gibi akar her şey. Youtube’daki videolarında da görürsün ki sonunda uzun süre ‘Zu-Ga-Be’ diye bağırdılar devam etmemiz için. Bu da oralarda nadir görülecek bir olaydır)

Sizi en son 2014 yılında Rock-Off Festivalinde en önden izlemiştim ve benim için çok değerlidir o gün, bu dönem şartlar pandemiden dolayı zor gözükse de yeni albüm sonrası önümüzdeki dönemlerde gerek yurtta gerek dünyada konser planlarınız var mı ve bizi ne gibi sürprizler bekliyor?
Murat: Biz bombayı dostlarımızın kucağına bıraktık, gelen günlerin neler getireceğine onlar karar verecek biz de gereğini yapacağız elbette. Ama şu an bizim tarafta kadro bakımından çözülmesi gereken sorunlar var bunu da belirtmek isterim.
Ali: Ne olacağını kim bilebilir, hayırlısı olsun her şeyin. Biz elbette ki müziğimizi çalmaya devam etmek, olabildiğince paylaşmak isteriz.
Yerli Rock ve Heavy Metal piyasamızı nasıl buluyorsunuz, takip ettiğiniz isimler var mı?
Murat: Elbette takip ediyoruz ve bu piyasa sürekli gelişiyor. Bir kere self-kayıt imkanlarının artması ve projelerin dijital kanallarda daha kolayca dinleyicilere ulaşabiliyor olması bu tarz müzikte arzı arttırdı bu bir gerçek… Gruplar sahne bulmakta da çok zorlanmıyor artık. Arzın artması elbette tüketim süreçlerini de hızlandırıyor diğer yandan. Self-kayıtlar işi kolaylaştırıyor evet ama stüdyoda geçirilen zamanların bir albüme çok daha fazla ruh kattığını düşünüyorum kendi adıma. Özellikle genç gruplar kayıt ortamının en azından kritik bölümlerini stüdyoda geçirmelerini önermek isterim naçizane… Biz çağdaşımız olan gruplar ile hem iletişim hem de etkileşim içindeyiz: Soul Sacriface, Pentagram, Asafated, Ascraeus, Suspect, Diken ve birçokları hala üretiyor ve sunuyorlar, mutlu oluyoruz. Anadolu’dan çok ses gelmiyor ki istisnası Sis mesela. Oralarda bu işler çok daha zor şartlarda yapılıyor farkındayız ve destek olmaya çalışıyoruz bize ulaşan gençlere her zaman. Neticede biraz delilik var bu işin doğasında, hepimiz Don Kişot’uz 🙂
Ruhların Büyük Göçü/The Grand Migration Of Souls dijital olarak yayınlandı. Peki bu efsane albümü CD ve LP olarak arşivimizde görebilecek miyiz?
Murat: Umarım görürüz, çok talep var bu yönde… Benim gönlümde yatan aslan LP hatta tüm ekip de aynı fikirde bu konuda. Bunu yapmak isteyecek firmalar olursa ileride görüşeceğiz. Ben şimdiye kadar hiç olmamış merchandise ürünlerinin de yolda olduğu müjdesini ilk kez buradan vermek isterim. Hazırlıklar tamamlanmak üzere 😉
Sizi çok sevdiğimizi bir kez daha belirterek her zaman yanınızda olduğumuzu da bilmenizi ister ve sorularımızı yanıtladığınız için minnettar olduğumuzu bilmenizi isteriz. Son olarak okurlarımıza ve fanlarınıza neler söylemek istersiniz?
Ilgın: Öncelikle sana ve dinleyen, destekleyen herkese çok çok teşekkür ederim. Hayatta inandığınız şey her ne ise, ne olursa olsun onun peşinden gitmek için çabalayın, bazen çok zor gelse bile.
Murat: Yıllarca sabırla destek veren bizimle konserlerde eğlenen herkese minnettarız. Biz fan kelimesinden ziyade ‘dostlarımız’ olarak tanımlıyoruz onları ve var oldukları sürece var olmaya çalışacağız. Ilgın’ın dediği gibi bizim hikayemizde imkansız gibi görünen şeylerin öyle olmadığını gördük ve hep bunu söyledik şarkılarımızda da… Sana da çok teşekkürler ki bu heyecanını bizimle paylaştın. Varol! Be yourself and stay!
Ali: Çok teşekkür ediyoruz, herkese sevgiler…





Bir yanıt yazın