
Kulağımda eskilerden kalma bir ritim var. Haftalardır bir şeyler karalamak istiyorum ama beceremiyorum. Aklıma o kadar çok şey geliyor ki zihnim birleştirmekte zorlanıyor. Bazen keyifli bir hikaye yazmak geliyor içimden. İyi giyimli bir gencin ılık bir bahar akşamın da gezintiye çıkmasını yazmak istiyorum kağıdın başına oturduğumda bütün sevecen duygularım yok oluyor. O lanet olası karanlık ve karamsar ruh haline bürünüyorum. Aradan bir kaç gün geçiyor, herşeyini kaybeden bir kadının hikayesini yazmak istiyorum. O kızın yüzünün şekli bile zihnimde beliriyor. Kahvemi yapıyorum sigaramı yakıyorum sonra defterimi ve kalemimi çıkarıyorum. Peki ne oluyor dersiniz?
Farkediyorum ki o karamsar hikayeyi yazamayacak kadar keyifliyim. Aklıma gelen karanlık dünya rengarenk bir hale geliyor. Bir karanlık bir aydınlık o kadar yorucu ki gün içinde hangi duyguya sahip olduğumu kaçırıyorum çoğu zaman. Bu durum yüzümdeki etkisi mimiksiz, duygusuz ve donuk bir ifadeye neden oluyor. İnsanlarım kim olduğumu ne hissettiğimi bilmiyor bile. O durmak bilmeyen fırtına ile her gün savaş halindeyim. Bu durum beni hissizleştiriyor, umursamaz bir hale geliyorum çünkü neyden keyif aldığımı beni neyin kızdırdığını unuttum. Aynı durumlara aynı tepkileri veremiyorum. O yüzden kahkaha ile gülemiyorum ya da hüngür hüngür ağlayamıyorum. Uzun zamandır yediğim yemeğin tadı yok. İçtiğim hiçbir sigara efkarımı dağıtmıyor. İçtiğim içkiler beni sarhoş etmiyor. Çünkü mutlu muyum mutsuz muyum bilmiyorum? Çoğu zaman kim olduğumu bilmiyorum. Sahi siz kimsiniz?





Bir yanıt yazın