
Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Nasılsın, hayat nasıl gidiyor?
Böyle bir fırsatı tanıdığın için asıl ben teşekkür ederim. İyi olmaya çalışıyorum açıkçası. Koşuşturma içinde zamanın köleliğini yapıyorum. İş, aile ve müzik üçgeni içerisindeyim.
Sosyal medyada yıllardır takip ettiğim çok başarılı bir müzisyensin. Bizlere biraz kendinden bahseder misin?
Aksaray’lıyım, 32 yaşındayım, sosyologum, evliyim ve bir kız çocuğu babasıyım. Müzik, resim, edebiyat, tarih, siyaset ve bilim ile ilgilenmekteyim, kendimi çeşitli alanlarda ifade etme arayışındayım. Kendimi bildim bileli de müzikle haşır neşirim. Ayrıca beni başarılı bulduğun için teşekkür ederim. Sadece elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Folk Metal ile içiçe bir müzisyensin. Özellikle Türklüğe dair yaptığın çalışmalar gerçekten takdire şayan, bunu belirtmeden geçemeyeceğim. Folk Metal ile ne zamandır içiçesin? Etnik kökenli müzik icra etmek, coverlar yapmak ne zamandır hayatında?
Ben bozkırda doğmuş ve bu toprakları hissetmeye çalışan birisiyim. Türkçülüğe dair fikirler müziğime çocukluğumdan itibaren işleyen etmenlerdendir. Kendimi de Türkçü olarak tanımlayabilirim. Bu ifadeden kafatasçılık anlaşılmasın. Her zaman Atatürk’ün çizdiği yoldan yürümüye çalışanlardanım. Türke özgü her şeye sevgim ve saygım sonsuzdur. Bu durumun da yaptığım işlere yansıması gayet doğaldır diye düşünüyorum. Nasıl bu türe bulaştığıma gelirsek; folk metal severek dinlediğim türlerdendi, adını vermek istemediğim Türkiye’den bir grubun Türk askeri hakkındaki bir şarkısı beni gerçekten çok kızdırmıştı. O dönemlerde nu-metal ve endüstriyel metal tarzında çalışmalar yapıyordum. O şarkıyı dinledikten sonra ülkede metal müzik alanında Diken grubu haricinde Türklük hissiyatını eserlerinde hissettiren ve faal olan bir grup veya müzisyen olmadığını gördüm. Bu sebeple bu tarz kayıtlar çıkarmaya başladım. 2012 yılında çocukluğumdan beri en sevdiğim türkü olan Karaoğlan filminde geçen “Su dökülür dibi taş”ı kaydettim. Eleştiriler olumlu yönde olunca da yoluma devam ettim. Özet olarak 7-8 yıldır folk metal de icra etmekteyim.
Seni takip ettiğim kadarıyla etnik kökenli çok başarılı coverlar yapıyorsun. Senin hayatında yer eden, en haz aldığın cover hangisi desem bizlere ne diyebilirsin?
Kurban’ın Karatoprak kaydı dinlerken en çok tat aldığım cover eserdir. Kendi kotardıklarımdan sorarsan Karacaoğlan cover’ı olan “Sen de olasın benim gibi” şu aralar en sık dinlediğim kayıtlarımdandır.
Türklerin sosyal, kültürel, siyasi olarak birarada olmaları hakkında ne düşünüyorsun? Tüm Dünya’daki diğer Türk kardeşlerimize bir mesajın var mı?
Asya’daki kardeşlerimiz ile ne yazık ki bir arada değiliz. Bunun Sovyetler dönemi ve sonrasında Özal politikaları gibi birçok sebebi var. Ama Türk birliği her zaman yüreğimizde kor bir alev olarak kalacaktır. Atatürk’ün de dediği gibi Çin Seddi’nde buluşacağız elbet. Türk kardeşlerime mesaj iletmek haddime değil asla. Ama ortak dileğimizin birlik olmak olduğunu hissediyorum.
Sosyal medya resmi sayfanda: bir asker sana “Abi operasyona çıkmadan önce senin şarkıları dinliyoruz.” dediğinde doğru yolda olduğunu ve boşa çabalamadığını gördüğünü söyledin. Müziğinle, duruşunla ve yeteneklerinle gönüllere girmeyi nasıl başardın? Bunun için bugüne kadar çabaların nasıl oldu?
Hissetmediğim bir şeyi sözlerimde ve müziğimde asla kullanmadım. Büyük kitlelere falan da ulaşmadım hiçbir zaman. Aslında öyle bir çabam da olmadı. Ama şarkılarıma bir şekilde ulaşıp dinleyen insanların çoğundan iyi şeyler duydum. Terör örgütü sempatizanlarından ölüm tehditleri de aldım arada bir. Askerliğimi doğuda teröre karşı yaptım. Askerin psikolojisini de mesleğim sayesinde inceleme fırsatı buldum. Ülke için elimden ne geliyorsa burada anlatamayacağım birçok şey yaptım. Ama ne yaptıysam samimiydim. Sanırım bazı gönüllerde yer edinmem bu sebeplerden. Birçok işte çalıştım sırf kayıt ekipmanları alabilmek ve daha kaliteli eserler sunabilmek için. Bunun karşılığında da asla maddi çıkar gözetmedim. Herkes gibi amaç uğruna fedakarlıklarda bulundum. Çok zor zamanlarım da oldu. Bu zamanlarda da en büyük desteği Taylan AYIK’tan gördüm. Ne zaman pes edecek olsa beni ayağa tekrar ve tekrar o kaldırdı.
Bundan sonra müzik hayatında olağanüstü bir durum olmadıkça coverlara yer vermeyeceğini belirttin. Bundan sonra bizi gönüllere taht olacak besteler mi bekliyor?
Sadece cover (usta malı) kayıtlarla anılmak istemiyorum. Kendi dertlerimi de anlatmak istiyorum. Bir de çok istek alıyorum ve maalesef yetişemiyorum. İnsanları da kırmak hiç istemediğim bir şey. Bu sebeple böyle bir duyuru yapmak istedim. Kendi söz ve bestelerime ağırlık vermek ve başka insanlarla da ortak işler yapmak istiyorum. Çünkü 2012 yılında üniversitede kurudğumuz grubumuz dağıldığından beri her şeyi tek başıma yapmak zorunda kaldım ve bu gerçekten zaman bakımından artık çok zorluyor beni.
İcra ettiğin müzikte ilham aldığın, örnek aldığın ve beğendiğin gruplar/müzisyenler var mı?
Olmaz mı! Bebekken babam beni Elvis ile uyuturmuş 🙂 90’lı yıllarım Erkin KORAY, Barış MANÇO, Edip AKBAYRAM ve Moğollar gibi isimlerle süslendi. A-ha ve Duran Duran gibi grupları da dinleyerek 2000’lere girdim. Daha sonra ise metal müzik türleri ağırlıklı olarak birçok türde müziği dinleyip özümsemeye çalıştım. Türk rock ve metalini hatmettim. Yabancı olarak ise İskandinav ve Alman gruplarının üzerimde etkisi büyüktür. İlla ki yine isim istersen, eski In Flames, Kalmah, Dark Tranquillity ve Sentenced gibi gruplar çalma listemede sabittir.
2005’te iki arkadaşın ile ”Iztherap” adı altında ilk müzik grubu deneyimini yaşadın. Bize Iztherap döneminden bahseder misin?
Gitar ile yeni tanıştığım dönemlerdi. Yaşadığım şehirdeki tek metal grubuyduk. 2006’da üniversite öğrenimim sebebiyle Sivas’ta yaşamaya başladığım için grup dağılmıştı. Çok amatörce kaydettiğimiz “Mumyalı Kalpler” adında bir şarkımız vardı ama o kayıt da kayboldu gitti maalesef. Sözlerini hatırlayabilirsem günün birinde yeniden kaydedebilirim belki çünkü baya sağlam riffleri vardı.
Asıl mesleğinde sosyologsun. Müzikle birlikte bu mesleğini nasıl ilerletiyorsun? Ve ayrıca müziğin hayatındaki yeri nedir? Bir meslek olarak mı görüyorsun, yoksa sadece bir hobi mi senin için?
Sosyoloji bölümünü bilerek ve isteyerek okudum. Şanslıymışım ki çok değerli hocalardan dersler aldım. Çalıştığım kamu kurumunda 8-5 mesai şartlarında çalıştığım için aileme de gerekli zamanı ayırabildikçe kayıtlar için uğraşabilmekteyim. Müzik benim nefes alış verişimdeki, kalbimin atışındaki ritm gibi bir şey. Müzikten para kazanmadığım için tabiki de bir meslek olarak görmüyorum. Müzik için hobimdir demek de doğru olmaz. Çünkü her an benimle olan bir duygu.
2008’de Amerikalı bir firmadan toplama bir albüm için teklif aldın fakat sağlık sorunlarından dolayı teklifi değerlendiremedin. Bu senin için bir hayal kırıklığı oldu mu? Bu süreç nasıl gelişti?
O dönemler bana gömleği tersten giydirdikleri yıllardı. Pişmanlığım yok gerçekten. Eğer o ve diğer ayağıma gelen fırsatları farklı şekilde değerlendirseydim eşimi tanıyamayacak ve dünyalar tatlısı kızım dünyaya gelmeyecekti belki de. Hayat çok da adil davranmadı çoğu zaman doğrusu ama yaşadıklarım sayesinde bugün ben benim. Sürecin nasıl gerçekleştiğine gelirsek, o dönemlerde popüler olan myspace platformunda firmanın birisi benim kayıtlarımdan birisini (We forget memories fast) dinlediğini ve bunu bir başlangıç olarak toplama bir albümde yayınlamak istediklerini ilettiler. Yazışmalar bir hafta kadar sürdü. Ama hem özel hayatımla ilgili hem de sağlığımla ilgili sorunlarımdan ötürü maalesef teklifi değerlendirememiştim.
Sahne alıyor musun? Ve bu müzikle tek başına mı uğraşıyorsun, yoksa bir ekiple mi?
Yaşadığım şehirde metal müzik icra ederek sahne alabileceğim bir ortam yok maalesef. Bundan 10-15 yıl önce olsa olabilirdi belki. Müzik işlerimi 2012 yılında grubum “The Lost Panturk Generation” dağıldığından beri tek başıma yapıyorum maalesef.
Kendine ait bestelerinde var bildiğim kadarıyla. Hatta albüm ve demoların da var ve tüm bu albümleri kendi imkanlarınla evde uğraşıyorsun. Bize kendine ait bestelerinden ve albümlerinden bahseder misin?
2000’li yılların sonlarında kendi imkanlarımla “Burcuthram” adıyla bir albüm kaydedip dinleyicilere arkadaşlarımın da yardımıyla dağıtmıştım. 2017 yılı başlarında Sait YENİKOMŞU dostumun da yardımları ile 2. fiziksel olarak yayınladığım albümüm “Dark City Tales”i kotarmıştım. Grubumuzla olan 4 kaydımızın bulunduğu “Altar” adlı albümü de youtube üzerinden dileyenlere sunmuştuk. Bestelerim; folk metal, black metal, endüstriyel metal gibi tarzlardan oluşuyor genelde. Kendimi sınırlandırma gibi bir niyetim de olmuyor. O an ne hissediyorsam ve imkanlar neye elveriyorsa o tarzda şarkılar çıkıyor ortaya. Klasik müzik tarzında da bestelerim, denelerim bulunmakta.
Türk Metal camiasında Türklüğü konu alarak müzik yapan yeterince grup var mı? Yoksa azınlıkta mısınız?
Türk Metal camiası toplamında bile yeterli sayıda ve nitelikte grup yok kanımca. Türkçülük tandanslı olarak ise Yaşru, eskilerden Pagan ve bu dönemde Türk metali bayrağını en önde taşıyan gruplardan olan Diken haricinde dikkatimi çeken bir grup veya müzisyen yok maalesef Eskisi gibi yeni gruplar da çok çıkmıyor maalesef. Gençler daha basit ve kolay tüketilen şeylere yöneliyorlar. Sert müzik dinlemek için sağlam kulaklar gerekiyor ve bu da yeni nesilde çok fazla görülen bir şey değil kanımca.
Folk Metal’den biraz uzaklaşacak olursak, dinlediğin ve çok sevdiğin başka hangi Metal türleri var?
Melodic Death, Endsütriyel, Black metal ve alt türleri diyebilirim.
Türk Metal camiasında, işini hakkıyla yapan beğendiğin gruplar var mı?
En başta Diken derim. Adamlar mitralyöz gibi yağdırıyor. Yaşru’nun iki albümü de harika. Moribund Oblivion da sık sık sahne alabilen isimlerden. Pentagram için söyleyebileceğim tek şey ise keşke daha sık albüm kaydedebilseler.
Türk Metal grupları hakkında genel anlamda ne düşünüyorsun? Sence yerlerinde mi sayıyorlar? Veya yabancı Metal gruplarına nazaran iyi müzik yapıyorlar mı?
Ne diyebilirim ki? Abilerimizin açtığı yoldan yürümeye çalışıyoruz. Elbette Türk metal müziğinin şu an bulunduğu yerden kimse memnun değil. Eskisi gibi üretim yok maalesef. Metalci dediğimiz kitlenin de sayısı her geçen gün daha da azalmakta gibi görünüyor. Ama bu durumun suçlusu bu müziği icra edenlerden çok dönemin siyasi ve toplumsal koşullarıdır. Artık büyük müzik festivalleri olmuyor. Gruplarımız büyük kitlelere çalamıyorlar. En basitinden kendi imkanlarımızda yaptığımız kayıtları maddi imkansızlıklar sebebiyle tanıtamıyoruz bile. Yerli gruparımız iyi ki var diyorum çünkü elin adamı gelip de sana Anadolu kokan şarkılar yazamaz da çalamaz da.
Hatırladığım kadarıyla bir yanında melankolik ve depresif müzik yapmaya yatkın Metal müzikte. Neden melankolik türleri coverlardan öncelikli tutmuyorsun? Geleceğe yönelik olarak bu türde çalışmalar görebilecek miyiz?
Zamanında en dibini de yapmıştım. Mesela “Suicide” ve “Dead Inside” adlı kayıtlarım dediğin türlerdendir. Ama aynı zamanda en az dinlenen şarkılarımdandır. Eğer ki hissiyatım o yönde olursa elbette melankolinin de depresifliğin de hakkını veren şarkılar çıkacaktır.
Bu samimi ve güzel röportajda seninle olmak onur verdi. Buradan dinleyicilerine ve Metal müzik severlerine söylemek istediğin şeyler var mı? Son söz senin!
O onur asıl bana aittir. Dünya asla toz pembe bir yer değil. Hele gerçeklerin farkında olabilenler için bir tımarhaneden farksız. Bu durumu en iyi anlatabilen, buna isyan edebilen ve umudu aşılayabilen, elimizde kalan son kalemizdir sert müzik. Bu mücadelede nefesiyle, enstrümanıyla, desteğiyle var olan herkese esnlikler diler teşekkürlerimi sunarım.





Bir yanıt yazın